29 Eylül 2008 Pazartesi

Elma seni yüzüm görmesin, Karpuz semtime uğramasın


Anlatmayı pek severim ben. Şahane öykü anlatırım. Bazen uydururum, çoğu zaman duyduklarımı ballandıra ballandıra, bire on katarak, elimi kolumu sallayarak, alnımı çılgınca kırıştırıp, yüzümü şekilden şekile sokarak anlatırım. Ama becerip te yazamam. Tembelim ben. Hayatım boyunca aksini istedim. Ben de isterim bazı tutkularım, prensiplerim olsun. Ama tek prensibim elma yememek, evime de karpuz sokmamak olmuştur benim. Kim taşıyacak o koskocaman karpuzu da harala gürele oturup kesecek, dilimleyecek, tepsiye dizecek, servis yapacak? Çok zor. Tembelim ben, istemem uğraşmak. Armut piş, ağzıma da düş mümkünse. Mümkün değilse de eğer, öylece durayım en iyisi, aç bilaç gezeyim gerekirse ama elimi sıcak sudan soğuk suya değdirmeyeyim. Tembellik bile bir sanat aslında. Bir adabı var bu işin. Şimdi sorsalar bana sen dört dörtlük bir tembel misin pekiyi diye, ona bile yanıtım hayır olacaktır. Adam akıllı tembel olmayı dahi beceremem ben. İçim içimi yer, döver, paralar. Canım ister benim de örneğin takayım takıştırayım, oturdugum fakirhaneye kadın elim değsin de bir yuvaya dönsün. Yok beceremem. Dilek tutmayı da bilmem ben. Bu kadar palavracı iken, palavra sıkamam, bu kadar düşler aleminde gezerken, oturup düş kuramam.

13 Eylül 2008 Cumartesi

Ay


Eğer şimdi İstanbul'da olsaydım, Rumelihisarı'na inmiştim kesin. İskelenin orada bir köşeye ilişmiş, karşı tepeden yükselen ayı izliyor olurdum; arkadan gelen vızır vızır işlek trafik sesi, daha doğrusu ilerlemeyen, bir türlü kıpırdamayan trafikte sıkışıp kalmış arabaların gürültüsü eşliğinde, akşam yürüyüşüne çıkan irili ufaklı grupların arasından sıyrılıp, etrafı görmezden gelip ayı izlerdim.

Mirmirella


İşte huzurlarınızda Mırmırella. Kendileri kimi zaman da Mırmıriçe oluverirler. Ruh haline bağlı elbette. Son dönemde ise sadece Çinko, pabucu dama atıldı diye elinden gelse bembeyaz kürküne karalar bağlayacak olan Çinko'cuğum. Allah'tan evde Miço var da, kader birliği yapabiliyorlar.

Alıp başını uzaklara gidesi varmış gibi davranıyor mırmırella şu aralar. Balkon kapısı her açıldığında iki eli kanda olsa fırlayıp geliyor. Verandada şöyle nazlı nazlı iki üç volta atıp hemen iki seksen yere uzanıyor, sırtını falan kaşıyor işte.

Ben mi? Şimdilik beni boşveriyorum. Bana da sıra gelecek elbet.