29 Eylül 2008 Pazartesi

Elma seni yüzüm görmesin, Karpuz semtime uğramasın


Anlatmayı pek severim ben. Şahane öykü anlatırım. Bazen uydururum, çoğu zaman duyduklarımı ballandıra ballandıra, bire on katarak, elimi kolumu sallayarak, alnımı çılgınca kırıştırıp, yüzümü şekilden şekile sokarak anlatırım. Ama becerip te yazamam. Tembelim ben. Hayatım boyunca aksini istedim. Ben de isterim bazı tutkularım, prensiplerim olsun. Ama tek prensibim elma yememek, evime de karpuz sokmamak olmuştur benim. Kim taşıyacak o koskocaman karpuzu da harala gürele oturup kesecek, dilimleyecek, tepsiye dizecek, servis yapacak? Çok zor. Tembelim ben, istemem uğraşmak. Armut piş, ağzıma da düş mümkünse. Mümkün değilse de eğer, öylece durayım en iyisi, aç bilaç gezeyim gerekirse ama elimi sıcak sudan soğuk suya değdirmeyeyim. Tembellik bile bir sanat aslında. Bir adabı var bu işin. Şimdi sorsalar bana sen dört dörtlük bir tembel misin pekiyi diye, ona bile yanıtım hayır olacaktır. Adam akıllı tembel olmayı dahi beceremem ben. İçim içimi yer, döver, paralar. Canım ister benim de örneğin takayım takıştırayım, oturdugum fakirhaneye kadın elim değsin de bir yuvaya dönsün. Yok beceremem. Dilek tutmayı da bilmem ben. Bu kadar palavracı iken, palavra sıkamam, bu kadar düşler aleminde gezerken, oturup düş kuramam.

1 yorum:

Zizania dedi ki...

ey okuyucu kandiriliyorsun! karpuz yemezmis, elma da yemezmis. tamam anladik. ama elinin degdiği her seyi guzellestiren bir kadindir kendisi. pek kirmizi ojeli.